h3 { font-family: "Trebuchet MS"; verdana, arial, sans-serif; font-size: 10pt; color: #FFFFFF; margin-bottom: 2px; } font.gray { color: #777777; } div.author { margin-top: 3px; margin-bottom: 6px; } a:link { color: #EEEEEE; } a:visited { color: #EEEEEE; } a:hover { color: #6699FF; }



.

snowturka.com

1/12/2009 - yunusemrekar

Kategori: yunusemrekar

yunusemrekar

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/9/2009 - Beşiktaş ile ilgili Marşlar, Maç Tezahüratları, Sloganları...

Kategori: yunusemrekar
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/9/2009 - Fifa_07_türkce yama

Kategori: yunusemrekar
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/9/2009 - Rüya Nedir

Kategori: yunusemrekar
Geçici ölüm denilen uykuda görülen garip haller... Niçin ve ne surette rüya görüyoruz? Bu bir fenomendir. İlk insan'ın yaratılışından bu güne kadar filozoflar, bilim adamları çeşitli şekillerde açıklamışlar, düşünmüşler, fakat rüyayı kesin bir şekilde belirleyememişlerdir. Ancak şu kadarını bilmemizde fayda vardır ki rüya, büyük ve soyut bir dünyadır. Aynı zamanda rüya, öldükten sonraki yaşantımız ile de ilişkilidir. Bu ilişkiyi yakalamak, temiz duygu ve ruh temizliğiyle ancak mümkün olabilmektedir. Rüya ile çok ince gerçekler keşfedilmiş ve sonsuza kadar da keşfedilmeye devam edilecektir. Chicago üniversitesi uyku araştırmalarından Allan Rechtschaffen uykunun hiç bir fonksiyonu olmadığını tespit etmiştir. Adale yorgunluklarının azalmasına rağmen vücudun dinlenmesi için uykuya ihtiyacı olmadığını söylemiştir. Çünkü vücudumuzdaki hücrelerin kendi kendilerini tamir etme yeteneği vardır. Araştırmacıların tespitlerine göre bu esnada faaliyetten uzak olmasına, ya dinlenme veya uyku durumunda bulunmasına da gerek yoktur. Uyku sırasında alınan EEG kayıtları üzerinde yapılan incelemelerde beyinde faaliyetsizlik görülmemiştir. İngiltere Milli Fizik Laboratuarı Kompütür bilimleri bölümünde psikolog araştırmacı Dr. Evans'a göre uykunun tek maksadı rüya görmemiz için, zemin hazırlamasıdır. Stanford Tıp Merkezi Uyku Kliniği doktoru Dr.William Dument'in görüşüne göre ise; rüya görmek son derece önemlidir. Rüyalar fiziki dengenin oluşmasını sağlanmaktadır.

İnsanoğlu hayatının yaklaşık üçte birini uykuda geçirir ki bu da 60 senelik bir ömrün 20 senesi demektir.

 Uyku, günlük çalışmalardan yorgun düşen insan bedeninin ve sinirlerinin dinlenme zamanıdır. Ünlü ruhbilimci Sigmund Freud'un da araştırmalarının büyük bölümünü oluşturan uyku sırasında, kişinin bilinç altında düşüncelerinin, özlemlerinin ya da isteklerinin bir film şeridi gibi göz önünden geçtiği varsayılır. İşte bizler bu olguya Rüya adını veriyoruz.

Freud’a göre bilincin gizlediği, tamamen sakladığı bu olgular ortaya çıkabilmek için yol aramaktadırlar. Bunlardan bazıları da rüyalar haline girerek kendilerini göstermektedirler.

Freud’un yolunda ilerleyen doktorlar da günümüzde rüyalara büyük değer vermektedirler. Onlar, rüyaları bilimsel şekilde açıklayarak hastalarını tedavi etmektedirler.

Bazı soyut kavramların açıklamaları bilimsel bir zemine oturtularak ifade edilebildiği halde, rüya kavramını bu şekilde açıklamak pek mümkün görünmüyor. Ancak bunu bilimsel verilerle değil de, dinsel yönden açıklanabildiği de bir başka soyut gerçektir. Bu açıklamaya göre ruh bedenden ayrıldığı zaman, yaşanan olayların tümüne rüya diyebiliriz.

Rüyalarda yaşananlar inanılmayacak kadar hızlı gelişir. Bir kaç dakikalık rüya esnasında bile çok uzun sürdüğünü sandığımız garip, şaşırtıcı ve çok değişik olaylar birbirlerini izlerler. Bu nedenle rüyada zaman kavramı oluşmaz. Ancak zaman kavramını biz uyandıktan sonra beynimizin öğretileri ve alışkanlıkları doğrultusunda saptadığımız bir anlar toplamıdır sadece.

Eski çağlardan beri insanları ilgilendiren rüyalara ilkel toplumlar da çok önem verilmiştir. Rüyaların, korkulan tanrılar tarafından verilen armağan veya cezalar olabileceğine inanılmıştır. Daha sonra kahinler rüyaları açıklamaya, yorumlamaya başlamışlardır. İlk rüya yorumcularının ne zaman ortaya çıktıkları da belli değildir. Ancak Babil’in kahinlerinin büyük ün yaptıkları bilinmektedir. Kaldeliler, Astrolojinin yanı sıra rüya yorumlarında da başarı kazanmışlardır. Zamanla belirli rüyaların anlamları da kesinleşmiştir. Eski Mısırlılar, eski Yunanlılar ve Araplar rüya yorumlarıyla ilgili kitaplar yazmışlardır.

"Yorumlanmamış bir rüya okunmamış bir mektuba benzer.

Rüyaların Süresi

Rüyalarda yaşananlar inanılmayacak kadar hızlı gelişir. Bir kaç dakikalık rüya esnasında bile çok uzun sürdüğünü sanılan garip, şaşırtıcı ve çok değişik olaylar birbirlerini izler, bu nedenle rüyada zaman kavramı oluşmaz. Ancak zaman kavramını, uyandıktan sonra beyinin öğretileri ve alışkanlıkları doğrultusunda saptadığımız bir anlar toplamıdır sadece.

Bilimadamlari rüyanın süresi üzerinde kesin bir sonuca varamamışlardır. Bir kısmı rüyaların sadece birkaç saniye sürdüğünü iddia ederken, diğer bir kısmı da saatlerce devam eden rüyaların olduğu fikrindedir. Bu tartışmalar sırasında Dr. B. Klein adında Amerikali bir bilimadamı bir araştırmaya başlamış ve gönüllü olarak seçtiği kişileri hipnotize ederek uyutmaya başlamıştır ve belli bir süre sonra uyandırıp rüyalarını dinleyerek, bir rüyanın 20 saniyeyi geçmeycek kadar kısa sürdüğünü belirlemiştir. Dr. Klein'ın sürdürdüğü bu araştırmanın sonunda en uzun rüyanın 90 saniyeyi geçirmediği ortaya çıkmıştır.

Bilimsel Tarif

Biyoloji süratle gelişirken rüyaları bilinç altındaki beyin olaylarına bağladı. Ne var ki, rüyaların zamanı aşan farklılıkları kimsenin gözünden kaçmış değildir. İstisna denerek uzun süre konuya ters açıdan bakıldı. Ünlü bir bilim adamı "Fizik ve Biyolojide istisna olmaz. Tek bir olayın bile açıklanması gerekir." hükmü ile metafizik olaylara bilimsel bir kapı ayarladı. Rüyalar metafizik bir olaydır. İç dünyamızdan doğar. Zaman ötesi nitelikleri ile birlikte bilinç altına yansıyarak bize ulaşır. Bu arada bilincin ve şuur altının şekillenme ve fotoğraflarına bürünür. Zaten eski psikiyatrislerin rüyaları bilinç altı diye nitelendirmesi onların bu özelliklerinden gelir. Hatta iç dünyadan gelen rüya olayının bilinç altında doğmaz. İçimizdeki ben den bize gelen mesajlardır. Bunun önemli delilleri vardır.

Rüyalar çok kısa sürede görülür. Uyandığımız zaman 15 - 20 dakika anlattığımız rüya bilimsel olarak ispatlanmıştır ki, bir kaç saniyede görülmüştür. İç dünyadaki kişiliğimizin madde ötesi olması sebebi ile rüyalarda zaman ötesinde ceyran eder. Birkaç saniyelik süre rüyanın şuur altına, oradan bilince geçmesi süresidir. Yoksa rüyada zaman sıfırdır.
Rüyalarda bir iç spiker vardır. Gördüğümüz bir rüyayı anlatırken "Bir şehre gitmiştim. Orası filanca şehirmiş. Bir kimse gördüm o filanca imiş." dediğimiz zaman bu bilgiyi bize birinin görünmeden söylediğini fark ederiz. İşte bu spiker iç dünyamızdaki ben, asıl kişiliğimizdir.
Rüyalar bazen açıkça bazen üstü kapalı olaylara bürünmüş olarak geleceği haber vermektedir. Bilim tarihinde ve günlük hayatımızda geleceği olduğu gibi gösteren rüyalara sık rastlanmıştır. Bilim tarihine geçen bu tarz ünlü bir rüya Abraham Linkol' ün rüyasıdır.
Bazı rüyalar açık değildir şekillere bürünmüş gizlenmiştir. Bu rüyanın şuur altından geçerken aldığı fotoğraflardan meydana gelen karışık bir şekildir. Rüya yorumu bu karışık şekillerin analizi anlamını taşımaktadır. Gelecekten haber veren içimizdeki öz varlığımız, ölümsüz olan madde ötesi yanımızdır.

Rüya yorumlanması

Aynı rüya farklı zaman ve yerlerde görülürse, bunun yorumu da farklı olur. Bazen aynı rüyayı değişik insanlarda görebilir, ancak her insanın ruhu ve manevi dünyayı anlayışı, yaşamı farklıdır. Bundan dolayı da yorumu özünden bir şey kaybetmese bile yorumu ve yansıması farklı olur. Zaman zaman başkaları ile ilgili rüyalar da görebiliriz; bizi hiç ilgilendirmeyen bir rüya, bir başka bir başka yakınımızı ilgilendirebilir.

Rüyaları yorumlarken tarafsız olmak, duygulara kapılmamak, karamsarlaşmamak gerekir. Bu arada rüyada sadece bir şekil veya olayı değil, her şeyi birlikte yorumlamalıdır. Rüyadaki renkler de büyük önem taşır.

Rüyada görülen bazı insanlar tanıdıksa, adlarına da dikkat edilmelidir. Bu adların anlamları da yaklaşan bir durumu haber verebilir.

Örneğin derdi, sıkıntısı olan biri rüyasında adı Necati olan birini görürse sevinmelidir. Çünkü Necati "kurtuluş" anlamına gelmektedir. Bu durumda rüyayı gören dertten, sıkıntıdan kurtulacaktır. Rüyaları tarafsızca yorumlamalı ve ayrıntıları da değerlendirmelisiniz.

Rüya Türleri

Uzmanlara göre uyku birkaç devreden oluşmaktadır. Uykusu gelen insan yatağına yatar ve gözlerini kapatır. Kısa süre sonra göz kapakları belli belirsiz titremeye başlar. İnsan o sırada uykuya dalmıştır ve rüya görmektedir. Bazen doktorlar, hastalarına belirli ilaçlar verirler. Bu ilaçlar uykuyu derinleştirebilir ve rüyaları da etkileyebilir. Bu durumda rüya da görülmeyebilir. Ancak ilaç almadan uyuyan bir insan mutlaka rüya görür. Rüyalar renkli ya da siyah beyaz olabilir. İnsanların çoğu, siyah beyaz rüya gördüklerini söylemektedirler. Yapılan araştırmalara göre kadınlar erkeklere göre daha renkli rüyalar görmektedirler.

Rüyalar, genel olarak üçe ayrılmaktadırlar. Kafası yorgun, devamlı bir konuyla ilgilenen kimse uyuduğunda rüyasında karmakarışık şeyler görebilir. Veya bu insan ilgilendiği, önem verdiği konuyu da görebilir.

Bu tür rüyalar yorumlanmazlar. Örneğin, televizyonda veya başka bir yerde heyecanlı bir sinema izleyen kişi rüyasında aynı şeyleri görebilir. Bu durum sadece etkisinde kalmaktır. Yani gerçek rüya değildir.

İkinci tür kabus veya karabasan denilen rüyadır. Bunlar genellikle iyi başlar. Uyuyan kimse hoş bir olay vb. ile ilgilendiğini görür ve sonra bu rüya birden korkutucu bir hal almaya başlar. Güzel görüntü değişerek insana dehşet verir. Kabusların açıklamasını sinir doktorları ve psikanalistler yapmaktadırlar. Yani bu tür rüyalar yorumlanmazlar. Kabusları, rüyada bir kez görülen korkutucu sahnelerle karıştırmamak lazımdır. Karabasan gören insan korkar. Bir ara rüyada olduğunu hissederek uyanmak ister. Bunu başaramaz. Ama uyandığını sanır ve bu sırada kabus devam eder. Her insan ömründe birkaç kez kabus görebilir. Fakat sık sık karabasan görenlerin bazı olaylar, rahatsızlık vb. yüzünden sinirleri sarsılmış olabilir. Bu kimselerin doktorlarıyla konuşmaları faydalı olabilir.

Üçüncü tür rüya olduğu gibi çıkandır. Böyle rüyalar çok değerlidir. Genellikle sezgisi güçlü olanlar, medyumlar hemen çıkan rüyalar görürler. Örneğin insan rüyasında yıllardır rastlamadığı ahbabını görebilir. Onunla konuşabilir. Bu rüyadan kısa bir süre sonra o ahbabı karşısına çıkabilir. Buna “Gerçek Rüya” adı verilir. Böyle rüyalar görenler, dikkatli davranmalıdırlar. Gördükleri şeyleri iyi değerlendirmelidirler.

Dördüncü tür, en sık rastlanılanıdır. Yani uyuyan kimse rüyasında türlü şey görür. Sabah uyandığında da bunlardan bazılarını anımsar. İşte bunlar yorumlanabilir. Rüya tabiri denilen şey, dördüncü tür için gereklidir daha çok. Sabah uyanıldığında akılda kalan ve hatta insanı epey da etkilemiş olan rüyaları yorumlamalıdır. Yorum yaparken karamsar olmamalıdır. Her zaman iyiye yorum yapılmalıdır. Bazı rüyalar iyi sayılmazlar. Buna da üzülmemek gerekir. Çünkü rüya, insanın kendisini koruması için gereken bir uyarıda olabilir.

Beşinci tür rüya ise rüya içinde görülen rüyadır. Genellikle insan rüyasında gördüğü rüyayı da yorumlar. Bu tür rüyalara da çok dikkat etmek gerekir. Çünkü böyle rüyalarda yapılan yorumun gerçekleşme oranı çok yüksektir.

Altıncı tür rüyaların en ilginç sayılanıdır. Bu tekrarlanan rüyadır. İnsan, aynı rüyayı sık sık görür. Örneğin rüyasında daima aynı eve girdiğini, aynı sokakta durduğunu,vb. görebilir. Oysa kendisi ne o evi, nede sokağı bilmektedir. Fakat rüyada o ev, sokak, vb hiçte yabancı değildir. Veya insan devamlı olarak aynı olayı yaşayabilir. Bazı kimseler Hint Felsefesine ve Karma’ya inanmaktadırlar. Karma, insan bedeninin bir çok kez bedenlenmesidir. Yani insan öldükten sonra kısa süre sonra başka bedenle yine dünyaya gelmektedir. Karma’ya inananlar, bu tür rüyaların insanın eski yaşamıyla ilgili olduğunu ileri sürmektedirler. İnsan devamlı görmüş olduğu evde oturmuş olabilir. Oysa rüya yorumu yapanlar bunu kabul etmemektedirler. Böyle yinelenen rüyadaki şeylere dikkat etmek gerekir. Bu sayede insan bir süre sonra neyle karşılaşacağını anlayabilir.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/9/2009 - RAMAZAN SOHBETLERİ – I

Kategori: yunusemrekar
Ömrümüzde bize, rahmet olarak verilen bir ramazan-ı şerife daha kavuştuk. Bu mübarek ayın kıymetini bilelim! ibadet ve taat içerisinde dolu dolu geçirmeye gayret edelim!
Her ramazan-ı şerif ayına ulaştığımız zaman, onu büyük hissi yoğunlukla karşılarız; fakat ilerleyen zamanlarda bu yoğunluğu muhafaza edemeyip ibadet ve taatlerde bir gevşeklik içerisine düşeriz.
Rabbim, daha önce kıymetini idrak edemediğimiz ramazan aylarının pişmanlığıyla bu ramazan-ı şerifi gereği gibi ihya etmeyi nasip etsin inşallah.
Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerim’de Bakara suresinde buyuruyor ki:
“يَا اَيُّهَا الَّذينَ ٰامَنوُا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ / Ey îman edenler! Oruç sizden evvelkilerin üzerine farz olduğu gibi sizin üzerinize de farz olmuştur. Umulur ki korunursunuz.”
Zikrettiğimiz âyet-i kerimede vücub ifade eden ramazan orucu, fecr-i sadık dediğimiz imsak vaktinden akşam güneş batıncaya yani iftar vaktine kadar yeme, içme, cinsi temas gibi orucu bozan her türlü hâl ve davranıştan Allah rızası için uzak kalmaktır. Ramazan orucunun edası farz olduğu gibi, hastalık veya yolculuk gibi bir mazeretle tutamadığımız oruçların kazası da farzdır.
Ramazan orucunu tutmak ne ile sabit olacaktır? Bundan önceki şâban ayında bir ay boyunca oruç tutmuş olsaydık, ramazan orucu yerine geçer miydi? Elbette geçmez. Ramazan orucunun üzerimize sabit olması ramazan ayına kavuşmakladır.
Ramazana, hilâli görüp başlayacağız. Bitirirken de hilâli görüp bitireceğiz. Ramazan orucunun durumu da budur. Ramazan, kameri bir ay olduğu için yirmi dokuz veya otuz gün sürebilmektedir. Yirmi sekiz veya otuz bir gün olma ihtimali yoktur.
Müslüman ve akıl baliğ olan yani mükellef olan her insana ramazan orucunu tutmak farz-ı ayındır. Rüşt sahibi olmayan erkek ve kız çocuklarına oruç farz değildir. Aynı zamanda mecnunlara da oruç farz değildir. Çünkü İslâm akıllıya hitap eder. İbadette akıl şarttır. Peki, akıl baliğ olmayan çocuklar oruç tutmasın mı? Elbette tutacaklar. Çocuklar küçük yaşlardan itibaren yavaş yavaş oruca alıştırılmalıdır. Böylelikle çocuklarda hem bu ibadetin sevgisi yerleşir, hem de onlar oruç tuttukça orucun sevabından anne ve babasına da sevap yazılır.
Tabiî ki tüm ibadetlerde olduğu gibi oruç ibadetinde de niyet esastır; fakat niyetin İslâm dinideki asıl karşılığı; “kalbin tamamıyla yapılacak olan ibadete yönelmesidir.” Kesinlik ifade etmesidir. Mesela namaz ibadeti için, “bir insana ‘sen hangi namazı kıldın?’ denildiği zaman, namaz kılan kişi ‘acaba ben hangi namazı kıldım?’ diye düşünse, bu kişinin namazı geçerli olmaz” denilmiştir. Çünkü bu kişi kalben kesin bir şekilde yapacağı amele niyetlenmemiş demektir. Diliyle niyet ediyor; ama kalbi yapmış olduğu niyetten uzaktır. Kıldığı bu namaz da, ettiği bu niyet de sahih değildir. Ama diyelim ki kalbiyle hakikaten öğle namazına niyet ediyor da diliyle ‘ikindi namazı’ diyor. Bu durum ibadete bir zarar getirmez. Çünkü niyette asıl olan, “kalbin yapacağı amele yönelmesidir.” Şu kadarı var ki, niyeti dil ile söylemek de sünnettir. Bu yüzden ibadetlerimizde hem kalbimizden hem de dilimizle niyet etmemiz daha doğrudur.
İmâm-ı Rabbanî Hazretleri sadece dil ile getirilen niyeti sahih saymamaktadır. Niyet deyip geçmemek lazımdır. Nice mü’minler niyet edip amel yapma imkânı bulamadıkları halde, sadece bu güzel niyetleri sebebiyle, birçok insanın yapmış olduğu amelden daha fazla sevap almışlardır. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) Tebük Gazvesi’ne çıkınca şöyle buyurmuştur: “Muhakkak Medine’de bıraktığımız bir takım kimseler vardır ki, onlar geçtiğimiz her vadide, kâfirlere indirdiğimiz her darbede, duçar olduğumuz her açlıkta, Medine’de oldukları halde bize ortak olmuşlardır.” Sahabe, “Bizimle beraber olmadıkları hâlde bu nasıl oluyor ya Rasûlallah!” dediler. O zaman şöyle buyurdu: “Özür onları hapsetti fakat güzel niyetleriyle bize iştirak ettiler.”
İşte namazda olduğu gibi oruç ibadetinde de niyet şarttır. Niyetsiz ibadet olmaz. Oruca geceden, kuşluk vaktine kadar niyet edilebilir. İftardan sonra ertesi günün orucuna hemen niyet etse de olur. Yani o günün kuşluk vaktine kadar oruca niyet etmiş olmak gerekir. Orucu tutmak üzere sahura kalkıp yiyip içmek de niyettir. Ramazan orucunun kazasına niyet ise akşamdan itibaren tan yeri ağarıncaya kadar edilmesi gerekir. Ramazan içindeki niyetle, ramazan sonrası niyet değişmektedir. Zira ramazanın tümü ibadettir…
* * *
Cehennem kapılarının kapanıp cennet kapılarının sonuna kadar açıldığı, şeytanların bağlandığı ve rahmetin sağanak sağanak yağdığı ramazan ayını nasıl ihya etmemiz gerektiğine gelince…
Bu hususta, sizlere, Rasûl-i Kibriya (s.a.v.) Efendimizden varid olan bir kaç hadis-i şerif aktarayım. Efendimiz (a.s.) buyurmuşlardır ki:
“Kim faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.”
“Kim ramazan gecesini, sevabına inanarak ve bunu elde etmek niyetiyle namazla ihya ederse geçmiş günahları affedilir.”
İbni Abbas (r.anhuma) şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.) insanların en cömerdi idi. O’nun en cömert olduğu anlar da ramazanda Cebrail’in kendisiyle buluştuğu zamanlardı. Cebrail (a.s.), ramazanın her gecesinde Hz. Peygamber ile buluşur, (karşılıklı) Kur’an okurlardı. Bundan dolayı Rasûlullah (s.a.v.) Cebrail ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârdan daha cömert davranırdı.
Hz. Âişe annemiz ise Allah Rasûl’ü (s.a.v.) Efendimizin ramazan ayını ihyasına dair şunları söylemektedir: “Ramazan ayının son on günü girdiğinde Rasûlullah (s.a.v.) geceleri ihya eder, ev halkını uyandırır, (zikri, Kur’an okumayı, hayır ve hasenat yapmayı artırarak) eşleriyle ilişkiyi keserdi.
Ramazan-ı şerif, kitabımız Kur’ân-ı Kerim’in inzal buyrulduğu bir aydır. Bu nedenle hadis-i şeriflerde bildirildiği üzere geceleri Kur’an okumalı, tevbe ve istiğfarda bulunmalı, ‘la ilahe illallah’ zikrini yapmalıyız.
Şunu da unutmamamız gerekir ki, gündüz oruç tutarken, sadece midemizle oruç tutmakla değil; kendimizi Cenâb-ı Hakk’ın hoşnut olmadığı şeylerden uzak tutmaya çalışarak; ruhumuza, aklımıza, kalbimize ve azalarımıza da oruç tutturmaya çalışmalıyız. Oruç, işte bu şekilde bir bütünlük arz eder. Aksi takdirde orucun bizim yanımızda kalanı açlıktan başka bir şey olmaz. Rabbim bizleri bu hâle bırakmasın ve kendi katında kulları için oruçtan hangi hayrı murad ediyorsa, tutmuş olduğumuz oruçlarımızı da o hayra kavuştursun…
Bu ayda ibadet ve taatlerimize çok dikkat edeceğiz inşallah. Dilimizi Allah’ın zikrinden boş bırakmayalım. Soframızda daima iftar ettireceğimiz bir misafirimiz olmasına gayret edelim. Az veya çok gücümüz yettiğince sadaka vermeye çalışalım. Gecelerimizi Kur’an okuyarak, ibadet ederek geçirmeye itina gösterelim.
Ramazan çabuk biter, bu nedenle sıkıntılara aldırmayacağız. Dünyanın sıkıntıları hiç bitmez. Zaten insan, sıkıntıyı gözünde büyüttükçe ve o sıkıntıdan dolayı Allah’a ibadet ve taatini azalttıkça Allah da o kulun sıkıntılarını artırır da artırır; ama kul Allah için o sıkıntının üzerine ibadet ve taati artırarak giderse, Allah da kulunun sıkıntılarını kaldırır, işlerini kolaylaştırır. Biz de bu takva yolunu tutmaya gayret edelim inşallah.
Dünyaya ait duygular, hasletler, meşakkatler, insanın hayatına ve ruhuna hâkim olursa, o insanda maneviyatın güzellikleri boy göstermez. Maneviyatın ruhaniyetinden, havasından istifade edemez. Bu sebeple de insanda sıkıntı meydana gelir ve dolayısıyla yapmış olduğu ibadetlerden de lezzet alamaz. Bu sebeple her bir kardeşimiz, kendini ibadetlerin manevi havası, atmosferi içerisinde tutmaya çalışacak ve nefsinin yılgınlıklarına aldırış etmeyecek. Mübarek Efendim Abdullah Farukî el-Müceddidî Hazretleri’nin günlük evrad ve ezkârını, yine Mübarek Üstad’ımın kendi hayatlarında tatbik ettikleri gibi bizler de vaktinde güzelce yerine getirelim. Böylelikle ruhumuz kuvvet bulur ve nefsimizin ve şeytanın aldatmacalarına da düşmemiş oluruz inşallah.
İnsan Allah’ın emrine dikkat ederse, hassasiyet gösterirse Cenâb-ı Hak da o kulunun işlerine hassasiyet gösterir, işlerini kolaylaştırır. Ama sen vurdumduymaz olursan, Cenâb-ı Hak katında da senin itibarın olmaz! Zahiren, şeklen aç kalıyorsun, yemiyorsun, içmiyorsun ama nefsini terbiye etmiyorsa tuttuğun bu orucun hiçbir manası yoktur. Sen gerçek anlamda oruç tutmuş da sayılmazsın… Buradaki asıl mesele insanın nefsini terbiye etmesidir. Birçok hikmeti olmakla beraber orucun mana ve mahiyeti budur.
Rivayet edilir ki Cenâb-ı Hak nefsi yarattığı zaman onu çeşitli azaplara tabi tuttu. Bin yıl ateşte yaktı; ama bir türlü Cenâb-ı Hakk’ın ulûhiyet ve rububiyetini kabul etmeyip enaniyet gösterdi. Bunun gibi daha birçok azaba duçar oldu; ama yine Rabbini tanımadı. Tâ ki aç bırakıldı “Sen Rahîm olan Rabbimsin, ben ise âciz bir kulunum” itirafında bulundu. Buradan anlamaktayız ki nefis açlık ile terbiye oluyor. Her şeyi bilen Rabbimiz nefsin ne ile terbiye olduğunu bilmez mi? Elbette ki bilir. Ancak zikredilen bu mülakat bizim idrakimiz içindir.
İnsanın nefsi, açlıkla terbiye olduğu zaman, o kişideki dünyaya ait duygular zayıflar; ama bir insan sürekli bir şekilde hem midesini hem de nefsini haramlarla doyurursa işte o insanda da ibadet etme kuvveti gitgide azalır…
Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) de, nefsi azgınlaşıp haramlara meyleden ve bu sebeple sıkıntı çeken insanlara oruç tutmayı emretmiştir.
Mübarek İmâm-ı Rabbanî Hazretlerinin de söylediği gibi, işin başı da sonu da Hz. Rasûlullah (s.a.v.) Efendimize tabi olmaktır. Cenâb-ı Hakk’ın rızası ve hoşnutluğu da ancak bundadır. Onun ahlâkını ne kadar öğrenir ve o ahlâk üzere yaşayabilirsek, insanın hayatı da o nispetle kıymetli olur. Zaten Mübarek Üstad’ımın bizlere vermek istediği şey de budur. Bizleri, içinde yaşadığımız avamca hayattan çekip, Peygamber Efendimizin ahlâkıyla hem dem olmuş bir hayatın içine yükseltmektir. Ahlâklarımızı Peygamber Efendimizin ahlâklarına tebdil etmektir. Gayret budur. Rabbimizin emirlerini, Rasûl’ünün sünnetlerini bilmezken, bakın sünnetleri bilen, yaşayan, ahlâk edinen insanlar olduk elhamdülillah.
Cenâb-ı Hak bu güzellikleri, nimetleri üzerimizde artırsın eksiltmesin ve daha da ziyadeleştirsin.

Not: Muzaffer YALÇIN Hocaefendinin okumuş olduğunuz bu sohbeti, ramazan-ı şerifte muhtelif zaman ve mekânlarda yapmış olduğu sohbetlerin sesli kayıtlarından derlenmiş olup, aslına sadık kalınarak, kısmen yazı diline uyarlanarak ve kısaltılarak kendi izni ve tashihiyle siz okurlarımızın istifadesine sunulmuştur.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bu sitede resimler ve video lar seyredebilirsiniz.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım
fiberoptikci
ademkar
yunusemre kar